Hakkımda

Sesin derinliği, kelimelerin gölgesi ve kodun dünyasında bir yolculuk

Çocukken animasyona merak saldım. Hareketsiz şeylere hayat vermek, hayal ettiğim dünyaları canlandırmak istiyordum. Ama görme engelli biri olarak görüntülerle değil, sesle yol almam gerektiğini erken fark ettim. Gitmem gereken yön belliydi — sesin izinden gitmeliydim.

Bir filmi sesi olmadan izlemeyi hiç denediniz mi? O an ne kadar şeyin eksik kaldığını fark edersiniz. Ben de o anda sesin gücünü keşfettim. Görünmüyordu ama anlatımıyla dünyalar kurabiliyordu. GoldWave gibi basit bir ses düzenleyiciyle başladım. Kulağıma gelen sesleri taklit ettim, dizilerden sahneleri yeniden canlandırdım, küçük araçlarla kendi ses kütüphanemi oluşturmaya başladım. İşte o anda yolumu bulmuştum.

Sonra bir gün, We’re Alive: A Story of Survival adlı bir yapımla karşılaştım. Bu, tamamen sesle anlatılan bir zombi hikâyesiydi. Eski radyo tiyatrolarını bilirsiniz — ben de onların çoktan unutulduğunu sanıyordum. Ama bu yapım, bana sesin modern teknolojilerle nasıl güçlü bir anlatı aracı hâline geldiğini gösterdi. O kadar etkileyiciydi ki, kulaklıklarımın içinde o dünyanın içine girdim adeta.

Üniversite yıllarımda bu tutkumu projelere dönüştürdüm. Modern sesli hikâye anlatımı üzerine çalıştım. Binaural ve ambisonic gibi tekniklerle, karakterlerin seslerini ve mekân hissini daha derin aktaran kayıtlar yaptım. Pandemi döneminde bile odamdan çıkmadan birçok kurgu çalışması ortaya koyabildim.

Liseden beri yazılıma ilgim vardı. Zamanla bu ilgi sesle ilgili işlerimle birleşti. Küçük oyunlar yaptım, ses motorlarıyla denemeler yaptım, kodla ses arasındaki ilişkiyi kurcaladım. Üniversitede çeviri okudum ve bunu teknik dokümantasyon, yerelleştirme ve erişilebilirlik gibi alanlarda kullandım. Yazılım da çeviri de benim için ses üretiminin tamamlayıcı parçaları oldu.

Ses, Dil ve Yazılım

Önce çeviriyle başladım. Diller arasında anlamları doğru şekilde aktarmaya çalıştım. Sonra sese yöneldim. Bazı şeyleri sadece duyarak daha iyi anlayabileceğimi fark ettim. Ardından yazılım geldi; düşüncelerimi sistemli ve yaratıcı bir şekilde hayata geçirme imkânı sundu.

Bugün bu üç alan iç içe geçmiş durumda. Ama benim asıl alanım ses. Yazılım ve çeviri ise onu destekleyen, genişleten araçlar. Bu yaklaşımımın bir yansıması da AudioSes.com adlı platformum. Alan adındaki “audio” İngilizce’de, “ses” ise Türkçe’de aynı anlama geliyor. Yani isminin kendisi bile bir çeviri içeriyor — tıpkı işlerimde olduğu gibi.

2024 yılında, fakültemde bölüm birincisi olarak mezun oldum. O dönemde hem serbest hem gönüllü projelerde yer aldım. Mobil uygulamaların erişilebilirlik testlerini yaptım, kullanıcı arayüzü ekiplerinde çalıştım, topluluklar yönettim ve içerikler geliştirdim.

Şu sıralar yapay zekâ ile özellikle içerik üretimi, erişilebilirlik ve dil teknolojileri gibi alanlarda çalışıyorum. Bu araçları yaratıcı ve bilinçli bir şekilde kullanmaya, üretmeye ve öğrenmeye devam ediyorum.

Kendimi hiçbir zaman tek bir alanda tanımlamadım. Ses, yazılım ve dil — hepsi bana farklı şeyler öğretti. Bugün bu birikimleri bir araya getirerek yeni projeler üretiyorum. Beni sadece başarılar değil, yarım kalan hayallerim de büyüttü. Çünkü üretmek, yalnızca bir sonuca ulaşmak değil; o yolda dönüşmek demek.

Projelerime göz atmak için buraya tıklayın.